YAZILAR

DÜŞÜNCELERİM, YAZILARIM, PAYLAŞIMLARIM
2000 yılından beri çeşitli yazılı ve görsel medya organlarında çok sayıda yazılarım, makalelerim ve çalışmalarım yayınlandı. Web sitelerimde ve sosyal medya sayfalarımda paylaştığım düşüncelerimi, maalesef, iznim ve onayım olmadan ve daha da kötüsü, kendi adlarıyla yayınlayanlara tanık oldum! Düşüncelerimin paylaşılması beni mutlu kılar, ama düşüncelerimin çalınmasının hem etik/ahlaki olmadığını ve hem de kesinlikle suç, büyük hırsızlık ve haksızlık olduğunu, gerekli ikaz ve takipleri yaparak, ilgililere duyurdum, gereği yapıldı, ilgili sayfalardan silindi. Doğru ve dürüst olmak, öyle kalmak ve öyle yaşayabilmek günümüzün en ciddi konusu. Bu nedenle, yayınlanmamış yazılarımı web sitemde ve sosyal medyada yayınlamak konusunda endişelerim var. Kitaplarımdan alıntıları veya dergilerde yayınlanmış yazılarımı sizlerle paylaşacağım. Saygılarımla.
Mahmut Özturan

YAYINLANMIŞ FELSEFE VE SANAT YAZILARIMDAN PASAJLAR:

İNSAN
“Yeterince Tanımadığın Bir İnsan Hakkındaki Kötü Düşünce, İnsanlık Suçudur.” Gerçek insan, kendisi dışındaki dünyanın varlığından haberli, diğer insanlara saygı ve sevgiyi bir insanlık ödevi bilen, sevmeyi insan olmanın en önemli temel koşulu gören, insanlığın varoluşundaki etik değerlere bağlı ve saygılı, sürekli olarak kendisini, çevresini, varlığını ve düşünce sistemlerini sorgulamayı becerebilen insandır. Bunların içinde en önemlisi ve de en güç olanı, bir insanın kendi düşünce sistemini "objektif " olarak sorgulayabilmesidir. Çünkü objektiflik acımasızlığı gerektirir! Ancak genelde insanlar kendilerine karşı acımasız olmayı pek beceremezler, ya başkalarına? Ne yazık ki türümüzün en kötü özelliklerinden birisi bu! İnsandan başka hiçbir canlı kendi türüne bir insan kadar zarar verememektedir.

YAŞAM
“Sorgulama, yaşamı anlamaya atılan ilk adımdır.” Tüm düşünce sistemlerinin ve yaşamı irdeleme ve yorumlama biçimlerinin temelinde, özelde bireyin kendisini ve genelde tümel insanlığın varoluş ile yaşamın amaç ve sınırlarını anlayabilmek ve bu bilgilere bir anlam getirebilmek ereği vardır. Tüm bu düşünsel çabalar sonunda, kimi zaman bireyler, birşeyler bulduklarına inanıp sevinir mutlu olurlar; çünkü, yaşamlarına bir anlam kazandırabilecek olgu ya da düşüncelere ulaşmışlardır. yaşamın bir anlamı vardır ve değerlidir. Yaşamın anlamlı ve değerli olduğuna inanan her insan, bir gün mutlaka arayışı içinde olduğu beklentilerine ulaşacaktır. Buna inanırsa, inancı tam ve şüphesiz olursa, bu "hedefe ulaşma" süreci daha da kısalacaktır. Yeter ki kendi içsel dinamiklerinin güçlülüğüne inansın.

GERÇEK
“Gerçek bir Işık’tır, görmek için akıl gözü yeter.” Bireyin, kendi varlığının boyutlarını algılama ve anlama gücüne sahip olması, gerçeğin kapısını aralar. Peki “gerçek” nedir, ne olduğu umulur, ne olmadığı düşünülür; yaşam mı, düşünmek mi, varlık mı, üretim mi, iyilik mi, başarı mı, zafer mi, eğlenmek mi, mutluluk mu, ölüm mü? Kimileri için yanıt bunlardan biri, kimileri için birkaçı, iyi düşünebilene belki hepsi, ama gerçeği anlayabilene belki de hiç birisi! İnsan varlığı, hayvansal yaşam sistematiğinde değerlendirilirse, doğan, yiyen, içen, büyüyen, yaşayan, ölen?! Gerçekten “gerçek” bu mu, böylesine basit mi? Düşünenin basit olmaya, basit kalmaya hakkı olamaz! İnsanı diğer canlılardan ayıran; düşünme gücüdür. Bu yüce çalışma ya da çabaların en büyüğü ve en önemlisi de “gerçeği” arayışıdır!

BARIŞ
“Barışa giden yol çalılıktan geçer.” Antik dönem düşünürlerinden beri hep iki düşünce var olmuştur barışın varlığıyla ilgili: birincisi, dünyada barışın kesinlikle var olamayacağı; ikincisi ise, bir gün mutlaka var olacağını ve bunun için gayret edilmesi gerektiğidir. Dünyada barışın kesinlikle var olamayacağını, hatta gereksizliğini savlamak, tümüyle ümitsizlik ve hatta iyimserlikten yoksunluktur.. Uygar ve akılcı bir insanın ümit ve iyimserlikle dolu olması gerekir. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, savaşlar, kavgalar ne denli çok olsa da, akılcı insanı karamsarlığa götüremez. Geçmişin tüm anlaşmazlıkları, eğitimle varılan evrensel uygarlık değerleriyle, insan haklarına saygının tartışmasız kabulüyle, genelde tüm insanları –yüzeysel ve bilinçsiz olsa da- barışı isteyen, barışı savunan bir güzel noktaya getirmiştir.

GÜÇ
“Güçlü, haklı olmaya gereksinim duymaz; ama haklı, güçlü olmak zorundadır!” Toplumsal yaşamda güç, bireylerin bilinçlenmesiyle oluşturulacak kitlesel gücün varlığını ve sürekliliğini sağlayabilecektir. Bireylerin, yaşadıkları toplumun güçlülüğünü görüyor, hissediyor, inanıyor ve kısacası yaşıyor olmaları, aynı zamanda, dolaylı olarak mutlulukların da temelini oluşturabilecektir. Çünkü insanın güçlü olduğuna inandığı bir toplumda yaşıyor olma hissi, bireylere güven duygusu verecek ve bu güven, dolaylı olarak mutluluğun temel taşlarından birisini oluşturacaktır. Toplumun güçlü olması, bireylerinin bilinçliliği ile ve daha sonra da, sonraki kuşakların bilinçli eğitimiyle sürdürülebildiği ölçüde, toplumun geneline mal edilebilmiş güçlü ve dolayısiyle mutlu bir yapıyı kazandırabilecektir.

Sanat yapıtlarının “iyi ve güzel” olma zorunlulukları üzerine
Güzel olan, estetik içeriği zengin olandır. Estetik içerikten yoksun ve izleyiciye ruhsal estetik duygular vermeyen, yaşatmayan ve kazandırmayan bir yapıta “güzel” denmesi zor olacaktır. Bir sanat yapıtının “iyi” olması teknik bilgi yeterliğine bağlı iken, yani bir anlamda fotoğrafçının çalışmasıyla, öğrenmesiyle, kazanılabilecek bir yeterlik iken; “güzel” olabilmesi, çok çalışmayla, bilgi ile, kurslarla kazanılabilecek bir yeterlik değildir. Burada sanatçının ruhu rol oynayacaktır, bilgileri değil! Sanatçının öznel estetik değerleri ile ruhsal estetik zenginliği değer ve önem kazanacaktır. Bir yapıtın teknik yapısının başarısı olan “iyilik” bilgi ile sağlanabilir ama “güzellik”, sanatçının ruhsal ve estetik değerler zenginliğinin yapıtına yansıması ile olasıdır ancak.

Sanatçının temel gereksinimi: “Düşünsel Estetizm”
Sanatçının en büyük hedefi, güzeli bulmak ve yapıtına yansıtmak; ya da hayallerinde yarattığı estetik biçim ve niteliklere sahip “güzel”i duyumsaması ve düşünsel süreç sonunda yapıtlarında yaratmasıdır. Güzel’e ulaşmayı her sanatçı ister; ama onu elde edenler ancak güzeli yaratmak için yoğun bir estetik düşünsel süreç yaşayan, çalışmalarını başarıyla sonuçlandıranlar olacaktır. Bu derin ve analitik öndüşünme süreci, birşeyler yaratmaya yönelmenin ilk aşamasıdır. Gerekli donanıma sahip olan sanatçı, estetik, derin ve yoğun düşünceleri sonunda tasarladığını yaratmayı becerebilecektir. Birşeyler yaratabilmek için düşünen, sahip olduğu zengin altyapısı, deneyim ve birikimleri oranında sonuca: başarıya ulaşabilecektir.

Sanatın 3D’si: Duygu, Düşünce ve Denge
Sanatta varlık değeri ve gücü bilinen duygu ve düşüncenin, bir denge ve uyumluluk içinde olması gereklidir. Sanatçının duygu ve düşünceleri arasında bir denge ve bu dengede bir uyumluluk beklenir. Sanatçı, bir yapıtının üretim sürecindeki duygusallığı ile yeterli düşünme ve sonucunda yeterli sorgulama yapamadığı durumlarda, duygularının etkisinde daha fazla kalarak duygu–düşünce dengesinden uzaklaştığında, ortaya çıkacak yapıt ağırlıklı olarak duygularının ürünü olacaktır. Düşüncelerden ve sorgulamalardan uzaklaşarak üretilen bir yapıttaki duygusal yoğunluk, eğer sanatçıyı gerçekleri görmekten ve sorgulamaktan uzak bırakmış ve duyguları ile düşünceleri arasında bir uyumluluk dengesi kuramamış ise, üretilen sonucun bir yapıt olduğunu söylemek zor olacaktır.

Soyut Düşüncenin Sanata Yansıması
Sanatın kendisinde, sanatçıda ve izleyicide var ve sorgulanabilir olan gerçek kavramlar, her birimiz için içereceği anlam ve değerin farklılığı nedeniyle, “salt gerçek” olarak kabul edilemezler. Salt gerçek, düşünen ve gerçeği görebilen insanların tartışmasız kabul ettikleridir. Sanat gibi tümüyle düşünsel irdeleme, haz ve algılama kavramlarıyla içiçe bir özel dünyada; sanatın, sanatçının ve yapıtın dışındaki tüm kavramlar, sorgulanabilirliği ve “tek ve mutlak doğru” nitelikli olabilmelerinin ciddi zorluğu nedeniyle birer gerçek olarak görülmeyebilirler. Soyut kavramlar üzerinde ortak düşünce ve ortak algının zorluğu, sanat yapıtlarına soyut anlamlar ve değerler kazandırma eyleminin de ne denli zor olduğunu düşündürtür bizlere.

Sanat ve Teknik Detaylarda Kaybolan Ruhsallık
Tüm sanat disiplinlerinde yapıtların sahip olmaları gereken en önemli nitelik, bir anlam ifade ediyor olmalarıdır. Güncel değerlendirme ve yorumlar, bir yapıtın geleceğini sınırlı bir ölçüde etkileyebilse de, önemli olan gelecek zamandır. Zaman içinde çok değer kazanmış yapıtlar olduğu gibi, üretildiğinde, kimi kişi ve çevrelerce ciddi bir yapıt olduğu düşünülen bir çalışmanın, zamanla unutulabilirliği de bir gerçekliktir. Sonuç olarak, sanat yapıtlarında olması gereken anlam derinliği, sanatçının duygu ve düşüncelerini yapıtına aktarabildiği oranda bir değer ve özgünlük kazanacak, ruhsal doygunluğa ulaşabilecektir. Unutulmamalıdır ki, kullanılan teknikler bir çalışmayı belki özel kılabilir, ama bir sanat yapıtı olmasına yetmeyecektir.

Yazılarımdan pasajlara yer vermeye devam edeceğim...
Copyright © 2000-2019: Mahmut Özturan - Bu web sitesinde yer alan içerik izinsiz kullanılamaz.