|
1. Eleştiri
Eleştiri,
Bir insanı, bir yapıtı,
bir konuyu doğru ve yanlış
yanlarını bulup göstermek
amacıyla inceleme işidir.
Felsefede ise eleştiri; özellikle
bilginin temellerini ve doğruluk durumunu
inceleme, sınama, yargılamadır.
İki tür eleştiri vardır:
İzlenimsel eleştiri ve nesnel
eleştiri. İzlenimsel eleştiri,
bir eleştirmenin bir yapıtı
kendi zevk ölçülerini
göz önüne alarak incelediği
eleştiri türüdür.
Bu tür eleştirilerde öznel
yargılar çok olacağından
günümüzde bu tür eleştiri
ilgi görmemiştir. Nesnel eleştiride
ise her yapıtın değerlendirilmesinde
kullanılabilecek belli ölçütler
vardır. Eleştirmen mümkün
olduğunca kişisel yargılarda
bulunmaktan kaçınır.
Bilimsel araştırmalardan
yararlanarak, yapıtı ister
beğensin ister beğenmesin, tarafsız
bir gözle onun değerini ortaya
koyar. Eleştiri, sanat yapıtını,
doğru ve yanlış yönleriyle
tanıtmayı amaçlayabileceği
gibi, bu yapıtın doğru
tanıtılmasını
sağlamayı ve bir değerlendirmeyi
de hedef alabilir. Kimi zaman bireysel
yorum ve değerlendirmeler şeklinde;
kimi zaman da estetik prensiplere göre
sistemli bir şekilde değerlendirme
olarak karşımıza çıkar.
3 temel eleştiri sistemi vardır:
Yansıtma, Yaratma ve Dil. Yansıtma,
yapıtın doğaya benzediğini
savunur. Yaratma, yapıtın
iç dünyasıdır,
yani sanatçıdır.
Dil ise, Rus biçimcilerinin yöntemidir
ve yapıtı dil sistemi olarak
görür.
2. Eleştirmenlik
Eleştirmen,
bir sanatçının ya
da bir sanat yapıtının
doğru ve yanlışlarını
ortaya koyarak gerçek değerini
belirlemeye çalışan;
sanat felsefesinden, sanat tarihinden,
kısaca sanatın ruhundan
çok iyi anlayan, kendisiyle barışık
ve yapıcı bir kişilik
altyapısına sahip olması
gereken ve bu özelliklere sahip olması
beklenen “mükemmelliyetçi”
kişilikli sanat dostlarıdır.
Eleştirmen objektif olmalı;
yapıtı özenle inceleyebilmeli;
analitik irdeleme ile yorumlayabilmeli,
bilgi birikimi, gözlem ve deneyimleriyle
yapıtı değerlendirebilme
içsel zenginlik ve yetisine sahip
olmalıdır.
Eleştirmen, bir anlamda
sanat yapıtlarının sanatseverler tarafından
daha iyi anlaşılmasına yardımcı olan kişidir.
Çünkü, bir sanat yapıtının değerinin farkındalığı,
derin düşünce ve analitik değerlendirmelerle
anlaşılır ki her izleyici bu içsel zenginliklere
sahip olamayabilir. Bu nedenle eleştirmen,
yapıt hakkında izleyiciyi de bilgilendirme
çabası içinde olacağından, hem yapıtı
üreten sanatçıya, hem de sanatseverlere
yol göstericidir.
Sanat eleştirmeni, topluma
ve sanatın gelişimine katkıda bulunmak
amacıyla eleştiri çalışmalarını yapar.
Bu çalışmalar kimi zaman eleştiri sınırlarını
zorlayarak amacını aşan boyutlara da varabilir.
Bunun, toplumsal, psikolojik, düşünsel
ve kişisel çıkar ve amaçlardan kaynaklanan
birçok nedenleri olabilmektedir. Bu şekilde
sınır ve amaçlarını aşan, doğruluk ve
objektiflikten sapan eleştirilerin sonuçları,
sanatçıları özgür ve öznel sanat yapıtı
yaratımlarından sapmalara, eleştirilerin
beklentisi ya da yönlendirmesine uygun
çalışmalara yöneltmeye yol açabilir. Bu
da sanatçıyı gerçekten olması gereken
noktadan, sanatın değer ruhundan uzaklaştırır
ve başarılı sanat yapıtlarının üretilmesine
engel olabilir. Bu nedenle eleştirmenler,
yaptıkları işin ciddiyetinin ve öneminin
farkındalığıyla gerçek anlamda objektif
ve gerçekçi olmak zorundadırlar.
Eleştirmen, etik değerlere
katı bir şekilde bağlı olmak ve öyle kalmak
durumundadır. İçsel zenginlikleri ile
evrensel doğrular ve etik değerler bütünü
bağlamında eleştiriler yapılmalı, bireysellikten
ve özellikle de bencillikten uzak, çok
uzak durulmaya çalışılmalıdır. Felsefenin
her türüyle içiçe bir yaşamı olmalı; duygularıyla
değil, gerçek veriler ışığında aklını
tüm ölçüleriyle kullanarak eleştirisini
yapabilmelidir. Eğer eleştirmen kendi
içsel yapısında ve kendi öz yaşamında:
özgür, akılcı, objektif ve analitik bir
düşünce yapısına sahip değilse, eleştiri
boyutlarının gerektirdiği gerçekliğe yakın
olamayacağından, yapacağı eleştirel çalışmalar
da amacına uygun olamayacak ve bir anlamda
“kaş yapayım derken göz çıkarabilecek(!)”
ve sanata hizmet değil, sanat karşıtı
bir tutum sergilemiş olacaktır.
Eleştirmen, bir sanat
yapıtını değerlendirmek üzere karşısına
aldığı zaman, pek çok konudan uzaklaşmak
ve soyutlanmak durumundadır. Eğer eleştirmen,
kendi bireysel sanat anlayışı çerçevesinde
yapıtı ele alırsa, tümüyle bireysel bir
yaklaşım sergileyerek, kendi öznel değerlerini
yapıtta arayacak ve bu verilerin ışığında
değerlendirmeler yapacaktır. Bir başka
ciddi sorun da, “sanatçısına göre” bir
yaklaşımla yapıtı değerlendirmektir. Böylesi
durumlarda, tanıdığı bir sanatçının değerlendirilmesinde
asla objektif olamayacağı için, gerçek
eleştiri de yapamayacaktır. Sanatçıyı
tanısa bile, yapıtı, tümüyle genel ölçütler
bileşkesi ile sanatın felsefesi ve ruhu
ışığında değerlendirmek durumundadır.
Aynı şekilde eleştirmen, eleştiri sırasında
kendi öz değerlerini de bir tarafa bırakabilmelidir.
Tümüyle etkisinde kalınmaması olanaksız
olsa da; dinsel inançları, kültürel değerleri,
kendi sanatsal geçmişi ve bireysel beğenileri,
doğruları, değer yargıları bir sanat yapıtının
eleştirisinde asla öncelikli ölçütler
olmamalıdır.
3. Fotoğraf,
Sanatçısı ve yapıtların
üretim süreci
Fotoğrafın, görsel sanatların
bir dalı olduğu kabul edildikten sonra,
fotoğrafla ilgilenenler konuya daha bir
anlamlı şekilde yakınlaşmışlar ve fotoğrafın,
diğer sanat dallarındaki gibi açılımlar
göstermesi beklentisi içinde olmuşlardır.
Fotoğrafın sanat boyutuyla ilgili fotoğrafçılar,
“Fotoğraf Sanatçısı” kimliğini zevkle
ve onurla taşıma ve sahiplenme güzelliğini
yaşamaya başlamışlardır. Fotoğraf ile
fotoğrafçı; fotoğrafçı ile sanat ve Fotoğraf
sanatı ile Görsel Sanatlar arasındaki
duygusal, bilimsel ve mantıksal ilgi ve
yakınlaşmalar sürecinde fotoğraf çok hızlı
bir gelişim göstermiş, özellikle de sayısal
(dijital) fotoğrafın yaşamlarımıza girmesindeki
kolaylık ve hızlı teknolojik yenilikler
ile de çok büyük ve güzel gelişmeler yaşanmış
ve yaşanmaktadır. Bu hızlı, güzel ve olumlu
gelişme sürecinde çok sayıda fotoğraf
üretilmeye başlanmış ve bu fotoğraf yığınları
arasında “değer” olabilecek sanat yapıtlarının
ayrışmasını sağlamak, “Fotoğraf Sanatı”
adına ciddi bir görev doğurmuş ve tüm
fotoğraf sanatçılarına ciddi bir görev
yüklemiştir. İşte bu noktada, fotoğraf
eleştirmenliği kurum olarak eksikliğini
hissettirmiş, bu konudaki arayışlar hızlanmış
ve önem kazanmıştır.
4. Fotoğraf Eleştirmenliği
Bir sanat yapıtını üretmek
ayrı bir konu, anlamak ayrı bir konu,
anlatmak ayrı bir konu, eleştirmek ve
yorumlamak ise apayrı bir konudur. Tüm
bunların ne anlam ifade ettiklerini bilmek
ise, sanatçı olmanın asgari gereksinimleridir.
Kendisini “sanatçı” olarak gören bireylerden,
öncelikle sanatın ne olduğu ve ne olmadığını
bilmeleri beklenir ki, bu en temel haklı
beklentidir. “Sanatın ne olduğunu ya da
ne olmadığını bilmeyen bir sanatçı” ifadesine
anlam vermekte zorlansak da, maalesef
günümüz gerçeklerindendir. Felsefeden
ve analitik irdeleme yetisinden uzak bireylerin
“sanatçı” olmasını beklemek ciddi bir
yanlış, ciddi bir eksikliktir. Sanatçının
öncelikle sahip olması gereken özelliği,
araştırmacı ve sorgulayıcı olmasıdır.
Yaşamı, yanlışları ve doğrularıyla sorgulayabilen
bireyler, sanatçı olmanın gerektirdiği
altyapıya sahiplerdir. Sanatçı, yapıtını
üretme sürecinde bu analitik irdeleme
yetisi ve sorgulama gücüyle, yapıtına
değer kazandırabilecek bir çaba içinde
olacaktır ayırdında olmadan. Sanatçı öncelikle,
tüm teknik altyapı bilgilerine sahip olarak,
kusursuz ve sorunsuz bir şekilde yapıtını
üretmeyi bilecek; bir sanat yapıtını üretmenin
yanında ve çok daha önemle, yapıtına bir
anlam vermeyi, anlam kazandırmayı, anlamlandırmayı
bilecek ve bunu anlatabilecek düşünsel
birikim ve altyapı zenginliğine de sahip
olmak durumundadır. Tüm bunlara sahip
olunduktan, tüm bu önkoşulları taşıdıktan
sonra “eleştirmenliği” düşünebilmelidir.
Eleştirmenlik, eleştirilecek
konuya tüm yönleriyle bilgi ve düşünsel
anlamda sahip olma koşulunu gerektirir;
konusuna tüm yönleriyle vakıf olmayan
bir bireyin, bir sanat yapıtını doğru
değerlendirebilmesi, eleştirmesi olası
değildir.
Fotoğrafta eleştiriler,
genel anlamda biçim ve içerik yönünden
yapılabilmektedir. Bunların detaylarına
girdiğimiz zaman; 1.Teknik yeterlik, 2.Yapıtta
netlik (PinSharp) 3.Kompozisyon, 4.Konu,
5.Anlatım, 6.İçerik, bir fotoğraf yapıtında
önemli temel unsurlardır. Bunlardan sadece
bir ya da birkaçının yapıtta bulunuyor
olması, o fotoğrafı, o sanat yapıtını
değerli kılmaz. Bir fotoğrafın, genel
anlamıyla bir değer olabilmesi için, bir
bütün olarak yukarıda belirtilen tüm konularda
yeterli, kusursuz ve mükemmel olması gereklidir.
Bir yapıtın, bu konulardan herhangi birisindeki
eksikliği, kusuru ya da yanlışı varsa
buna göre değerlendirilecek ve eleştirilecektir.
Resim sanatında olduğu
gibi fotoğraf da, bir düzlem üzerinde
iki boyutlu bir çalışma olduğundan, teknik
ile düşüncenin birleşmesiyle aktarılan
bir görüntü olduğu için, görsel sanatlardaki
üçüncü boyut arayış zorunluluğu fotoğraf
sanatının önemli açılımlarından birisi
olmuştur.
Bir fotoğraf yapıtının,
yukarıda belirttiğim öz nitelikleri için
doğru anlama ve doğru değerlendirmeler
yapılabilir. Ama yapıtın felsefesini anlamak
ve felsefi açıdan bir eleştiri getirmek
ise çok daha önemli bir konudur. Çünkü,
bir sanatçının yapıtını üretirken sahip
olduğu düşüncelerinin derinlik ve boyutlarını
tam olarak anlamak ve anlamlandırmak kolay
olmayacaktır. Yapıtın netlik ya da kompozisyon
gibi konularda eleştirilmesinde genel
ölçütler olduğu için değerlendirilmesi
ve varsa görülen eksikliklerin, kusurların
ortaya konulması zor olmaz. Ancak, her
bireyin diğer herkesten farklı ve tümüyle
öznel bir düşünce biçimi ve sistematiği
olduğu ve olacağı için, yapıtın felsefi
içerik ve yapısını değerlendirmek ve objektif
bir eleştiri getirmek zordur. Bu durumda,
bir sanat fotoğrafının değerlendirme ve
eleşirisi yapılırken, fotoğrafın teknik
yapısı üzerine her tür eleştiri getirilebilir,
ama yapıtın felsefesini eleştirmek kolay
olmayacaktır. Sanatçının kendi öznel düşüncesini
değil; sanat yapıtıyla ilgili düşüncesini
(ki eğer açıklanmış ise ve biliniyorsa)
yapıta ne denli yansıtabildiğini ve yapıtın
bu düşünsel derinliği ne denli taşıdığı
konusu değerlendirilebilecek, eleştiri
getirilebilecektir. Bu noktada dahi ciddi
sorunlar yaşanması olasıdır: Eleştiri
yapanın, “sanat felsefesi” ile ne denli
yakınlığının olduğu ve sanatın felsefesinde
saygı gösterilmesi gereken öznel düşünce
özgürlüğüne bakışı önemlidir. Eğer eleştiren,
bu felsefi içsel değerlerden yoksun, eksik
ya da uzak ise, gerçekçi bir eleştiri
yapması olanaklı olmayacaktır.
Fotoğraf eleştirmeni kendisini
yapıtı yargılama durumunda görürse, bir
yargıç edasıyla ve sanki karar makamı
gibi, yapıta yaklaşımında psikolojik sorunlar
da yaşanabilmesi olasıdır. Eleştirinin
bir karar ya da hüküm değil, bir yorum
ve değerlendirme, sanatçıya sanraki yapıtlarını
üretmede yeni teknik veya düşünsel açılımlar
kazandırma ve izleyicilere yapıtın sanat
felsefesi ve sanat ruhuyla yaklaşımına
bir örnekleme ve topluma da o sanatın,
o sanat yapıtının ve sanatçısının “o eleştirmen”
gözüyle ne olduğu ya da ne olmadığını
anlatmak amacı içinde olması gereklidir.
Yoksa, bir sanat veya fotoğraf eleştirmeni
kendisini yargıç yerine koyar da; bir
sanatı, bir sanat yapıtını veya bir sanatçıyı
“mahkum etme” yetkisini (!) kendisinde
görürse, sanatın ruhsal yüceliği adına
çok ciddi bir suç işlemiş olur.
5. Ülkemizin gerçekleri
ve çözüm önerileri
Günümüz sanat dünyasında
fotoğrafın yeri maalesef hala tartışılmaktadır.
Kimileri fotoğrafın sanatsal boyut ve
içeriğini kabul edememekte, konuyu çok
basite alarak: “iyi bir ekipman, biraz
da teknik bilgi ve eğitim, hepsi bu!”
yakıştırması yapabilmektedirler. Ülkemizde
dahi kimileri “fotoğraf sanatçılığı”nı
kabul etmemektedirler. Ama dünya geneline
baktığımızda bu sorunun ciddi boyutta
aşıldığını sevinerek görmekteyiz. Fotoğrafın
sanat boyutuna yaklaşımın daha objektif
ve tutarlı olmasının ardından, görsel
sanatlar kategorisinde “fotoğraf”ı daha
sıkça görmeye başlamamız da ayrı bir sevindirici
gelişmedir. Fotoğraf, görsel sanatların
bir dalı olduğu kabul edildikten sonradır
ki, fotoğrafın sanat boyutunda bir sanat
eleştirmenliği: “Fotoğraf Eleştirmenliği”
gündeme gelmiş, tartışılmaya başlanmış
ve aşılan gelişim süreci ile yakın bir
gelecekte bu kurumun yerine oturacağına
inanılmıştır.
a. Bugüne kadar
yapılanlar:
Fotoğraf eleştirmenliği’nin
bir kurum ve kimlik olarak henüz oturmadığı
fotoğraf geçmişimizde, eleştiri adına
yapılanlar çok sınırlı kalmıştır. Bunlar,
en basitinden “fotoğraf okumaları” biçiminde,
bireysel değerlendirme ölçütü ile genel
bir boyut kazanamadan yapılmış ve yapılmakta
olan çalışmalardır. Fotoğraf okumaları,
sanatçıyı doğruya yönlendirme ve yapıcı
eleştirilerle fotoğrafa sanat boyutu kazandırma
çaba ve girişimleri olarak çok olumlu
bir süreç yaşamış ve yaşamaktadır.
Fotoğraf yarışmalarındaki
seçici kurullar, jüriler de bir anlamda
eleştirmenliğin bir başka boyutunda çalışmalar
yapmış ve yapmaktadırlar. Ancak yanlış
bir yöntem olarak, seçici kurullar kararlarının
gerekçelerini açıklamamakla sanatçılarda
soru işaretlerine neden olabilmektedirler.
Gerekçelerin açıklanmaması, seçici kurulları
eleştirmenlikten uzaklaştırarak bir yargıç
konumuna getirmiş ve eleştiri; “ben öyle
uygun buldum” deyişiyle tümüyle bireyselliğe
dökülmüştür. Oysa yarışmalara katılan
her yapıt için seçilme veya seçilmeme
gerkeçesinin açıklanması, seçici kurul
üyelerine eleştirmenlik yolunu açabilecek
bir sistem olabilirdi.
Bu kurulların önemleri
ve gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir.
Ancak, maalesef, bu kurulların varlığı
değil ama çalışma ve değerlendirme ölçüt
ve esasları çoğu zaman tartışılmışlardır.
Özellikle de, sanatçısı ya da kime ait
olduğu bilinen bir yapıta yaklaşım taraflı
olabilmekte ve gizliliğe uyulmama nedeniyle
kurullar kimi zaman yaralar alabilmektedirler.
Kurul üyelerinin karar ölçütleri de farklılık
göstermekte ve yapıt sahipleri çoğu zaman
yanlı kararlardan rahatsız olmaktadırlar.
Hatta yaşanan birtakım güvensizlikler
sonucunda artık yarışmalara yapıtlarını
göndermeyen pek çok fotoğraf sanatçısı
olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle,
fotoğraf eleştirmenliğinin kurumsallaşma
öncesindeki önemli bir boyutu olan seçici
kurul üyelikleri yeterlik konusunda sorun
yaşamamalı ve bu kurul üyelerinin sadece
“fotoğraf sanatçısı” olmalarının yeterli
olamayacağı ve felsefi yeterliklerinin
de olması gerekliliği görülmeli ve kabul
edilmelidir.
Çok az sayıda da olsa,
görsel veya yazılı basında “fotoğraf eleştirmenliği”
ünvanını kendiliğinden üstlenen kimi fotoğraf
sanaçılarımız, ya az sayıda eleştiri yapmakta
ya da yaptıkları eleştiriler basında yeterince
ilgi görmemekte ve yer verilmemektedir.
Zaten az sayıda mevcut olan fotoğraf eleştirmenlerine
sanat medyasında daha çok yer verilmesi,
konunun kurumsallaşmasına yardımcı olacaktır.
b. Yapılması gerekenler:
Öncelikle, fotoğraf eleştirmenliği
yapmaya yönelen, bu konuda yeterli olduğu
düşünülen veya varsayılan; geçmişte üstlendiği
misyonuyla fotoğrafın sanat boyutuna katkılar
sağladığı bilinen, ya da kendisini sürekli
geliştirme çabası içinde olan; konunun
felsefi, sosyal ve psikolojik boyutu ile
de doğrudan bağı olan fotoğraf sanatçılarına,
fotoğrafla ilgili sanal ve gerçek ortamlarda
daha çok yer verilmesi gerekir. Fotoğraf
eleştirmenliğine yönelen, kendilerinde
bu yetenek ve analitik değerlendirme gücünün
var olduğu bilinen ya da bizzat kendisinin
bu yeteneğe sahip olduğunu savlayan fotoğraf
sanatçılarına, tüm fotoğraf sanatı kurum,
kuruluş ve çevrelerinin destek vermesi
gerekir. Oluşturulacak bu kurumun, kimi
sanatçı veya kurumların tekelinde olmadığı
ve olamayacağı da önceden herkes tarafından
dile getirilmeli ve kabul edilmelidir.
Medya gücü ve kimi etkili(!) çevreler
kullanılarak oluşturulacak eleştirmenlik
kurumları ile elde edilecek ünvanların
asla gerçekçi olamayacağı ve asla “Fotoğraf
Sanatı”nı temsil edemeyeceği de bilinmeli
ve kabul edilmelidir.
6. Sonuç
Her sanat dalının gelişmesi
için eleştiriye gereksinimi vardır ve
bu durum yadsınamaz bir gerçektir.
“Fotoğraf Eleştirmenliği”
kurumu, ülkemiz fotoğraf sanatının ciddi
bir eksiğidir. Sanat ve fotoğraf çevrelerinde
bu konunun sürekli işlenmesi ve gündemde
tutulması için tüm fotoğraf kurum ve kuruluşlarına
önemli görevler düşmektedir. Bu amaçla,
böylesi önemli bir konuyu gündeme taşıyan
“FOTORİTİM” e-Fotoğraf Dergisi’ne Fotoğraf
Sanatı adına teşekkür ediyorum.
Saygılarımla
Mahmut Özturan
Şubat, 2009
|